INSAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
INSAN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Ekim 2008 Cuma

insan,farkına varmalı artık...










.




















19 Mayıs 2008 Pazartesi

İnsanın Gafleti



İnsanın Gafleti


İnsan unutkan bir varlıktır. Başı sıkışınca "Allah" der, yalvarır. Rahat günlerinde ise Allahı hatırına getirmez, gafletle ömrünü geçirir. Kuran bunu şöyle anlatır:

"İnsana bir sıkıntı dokundu mu, gerek yatarken, gerek otururken, gerek ayakta bize dua eder durur. Derken kendisinden sıkıntıyı giderdiğimizde ise, sanki kendisine dokunan bir sıkıntı için bize hiç yalvarmamış gibi geçer gider." (Yunus suresi,12)

"Biz insana n
imet verdiğimizde yüz çevirir, yan çizer. Ona bir şer dokunduğunda ise, uzun uzadıya yalvarmaya başlar." ( Fussılet suresi, 51)

"İnsanlara bir rahmet tattırdığımızda onunla şımarırlar. E
ğer kendi elleriyle yaptıkları yüzünden bir kötülük başlarına gelirse hemen ümitlerini kesiverirler. Görmediler mi, Allah dilediğine rızkı genişletir, daraltır? İnanan bir topluluk için bunda ayetler (ibretler) vardır." (Rum suresi, 36-37)

Allah hem Basıt hem Kabızdır, yani hem genişlik verir hem de darlık. Bunun bir tezahürü olarak dilediğine rızkı bolca verir, dilediğine de daraltır. Veya dün bol verdiğinin rızkını deprem, sel gibi bir felaketle elinden alıverir. Az verdiğine ise, bugün ummadığı yerden kapılar açıp rızkını genişletir. Bütün bunlar, yeryüzündeki çetin imtihanın birer gereğidir. Bolluk anında insandan şükür istenir. Darlık anında ise, sabretmeleri beklenir. Halbuki, insanların çoğu bollukta şımarır, darlıkta feryad eder.

Musibet anında insanlar genelde ümitsizliğe düşer. Halbuki, o musibet hali daimi değildir. Allah geceden sonra gündüzü, kıştan sonra baharı getirdiği gibi, o zor sıkıntılı zamanlardan sonra da genelde ferahlık ve genişlik verir. Kuranın tekidle bildirdiği gibi, "şüphesiz zorlukla beraber kolaylık vardır."( İnşirah suresi, 5)

Mesela, bir deprem felaketiyle sarsılan insanlar, kendilerinin bittiğini, harabeye dönen o şehirde artık kimsenin yaşamayacağını zannederler. Halbuki, üç-beş yıl sonra hayat tekrar normale döner. O acılı günler geride kalır. Sıkıntıdan sonraki ferahlık günlerinde şımarmalar tekrar başlar. Kuran, insanın bu zaafını şöyle anlatır:
"Sizi karada ve denizde gezdiren O dur. Hatta gemide olduğunuz zaman, güzel bir rüzgarla o gemi içindekilerle giderken, onlar ferahlanırlar. Derken bir fırtına çıkarak her taraftan dalgalar kendilerine gelince, kuşatıldıklarını anlarlar. O zaman samimi bir şekilde Allaha yalvarırlar, "eğer bizi bundan kurtarırsan muhakkak ki şükredenlerden oluruz" derler. Fakat Allah onları kurtarınca bir de bakarsın ki, yine yeryüzünde haksız yere taşkınlıklarda bulunurlar. Ey insanlar, iyi biliniz ki taşkınlığınız kendi aleyhinizedir. Elde edeceğiniz şey, bu dünya hayatının azıcık menfaatidir. Sonra bize döndürüleceksiniz ve biz de yaptıklarınızı size tek tek haber vereceğiz." (Yunus suresi, 22-23)

Dikkat edilirse, ayetin başlangıcı doğrudan bir hitaptır. Daha sonra ise, gemidekilerden üçüncü çoğul şahıslar olarak bahsedilmiştir. Adeta, ayetin ilk kısmı onları gemiye bindirmiş, sonraki kısmı ise, onlara kendi hallerini seyrettirmiştir.

Böyle sıkıntılı günlerde insan samimi bir şekilde Rabbine iltica eder. Eğitimci- yazar bir zattan dinlemiştim. Bu zat, ateist komşusuna 17 Ağustosta depremde ne yaptığını sormuş. Ateist komşusu şu samimi itirafta bulunmuş: "Hatırıma gelen bütün duaları okudum. Meğerse ben ne dualar biliyormuşum!"

Fakat bu hali herkes devam ettiremez. Musibet günlerindeki uyanıklık hali, rahat günlerinin gelmesiyle yerini gittikçe gaflete, isyana, hatta şirke bırakır. Kuran bunu şöyle bildirir:
"İnsanlara bir zarar dokunduğunda her şeyden geçerek Rablerine yalvarır, dua ederler. Sonra onlara bir rahmet tattırdığımızda, onlardan bir grup hemen Rablerine ortak koşmaya başlarlar. Böylece onlara verdiğimiz şeylere nankörlük ederler. "Zevklenin bakalım, yarın bileceksiniz"."( Rum suresi, 33-34)

Darlıktan bolluğa geçen insanlardan bazılarının Allaha ortak koşmaları çeşitli şekillerde kendini gösterir. Mesela, Allahı hiç hatıra getirmeden, o bolluğu kendi zekalarının eseri olarak değerlendirirler. Veya, "falan yardım etmeseydi bu sıkıntıdan kurtulamazdık" derler. Veya "şansımız yardım etti" diye düşünürler. Bütün bu hallerde açık veya gizli bir şirk kendini göstermektedir. Çünkü mümin, imanından gelen bir şuurla, sebepler perdesinin arkasındaki İlahi icraatı hissetmeli, Ona minnettar olmalıdır.

"Hafıza-ı beşer nisyan ile malüldür" denilir. Yani insan unutkandır. Kendi başından geçen ibretli olayları unutur, tarihte meydana gelen ve her biri pek çok dersler taşıyan olayları unutur, gaflete dalar. Böyle olaylarda insanların önce akılları başlarına gelir gibi olmuş, zaman geçince ise olayların etkisi azalmış, hatta sonraki nesiller "bunlar olağan şeylerdir" deyip ibret cihetini büsbütün göz ardı etmişlerdir. Mesela şu ayetlere bakalım:
"Biz hangi memlekete bir peygamber gönderdiysek, yumuşayıp yalvarsınlar diye oranın halkını şiddetler ve zaruretlerle sıktık. Sonra o kötü hali iyi hale değiştirdik. Mal ve nüfusça çoğaldılar ve "doğrusu atalarımıza da hem sıkıntılı günler gelmiş, hem de rahat günler" (bu doğal bir kanundur) dediler. Derken, onlar hiç farkında değilken ansızın onları yakalayıverdik." (Araf suresi, 94-95)

"Celalim hakkı için, Senden önce bir takım ümmetlere elçiler gönderdik de onlar (dinlemeyince) yumuşayıp yalvarsınlar diye şiddetler ve zaruretlerle sıktık. Hiç olmazsa azabımız onlara geldiğinde yalvarsaydılar! Lakin kalpleri katılaştı, şeytan da yaptıkları amelleri onlara güzel gösterdi. Böylece, uyarıldıkları şeyi unuttular. Biz de onlara her şeyin kapısını açtık. Nihayet kendilerine verilen şeylerle şımardıkları sırada, ansızın onları tutup yakaladık da, bir anda bütün ümitlerini kaybediverdiler." (Enam suresi, 42-44)

Bu iki ayette, zor ve sıkıntılı günlerin insanın kalp katılığını gidermesi gerektiği nazara veriliyor. Nasıl ki, katı demir kuvvetli ateşe atıldığında yumuşar, hatta sıvı hale gelir. Onun gibi, böyle günlerde pek çok insan daha yumuşak kalpli bir vaziyet kesb eder. Fakat, şeytanın desiseleriyle, nicesinin de kalbi eski katılığını devam ettirir.


Okunma Sayısı : 1461

7 Mayıs 2008 Çarşamba

YASLILARIMIZ!...


Her insan için değişik mana ve önem ifade eden yaşlılık, hayatın çok özel bir dönemidir.

Yaşlılarımız dün ile bugün arasında köprü kuran, kültürümüzü ve değerlerimizi yarınlara taşımamızı sağlayan en değerli varlıklarımızdır.

Yaşlılık dönemi itibar gerektirmektedir bu aynı zamanda bir minnet borcudur.

Yaşlı bireylerin toplumla bütünleşmesi, daha aktif olması ve yaşama bağlı kılınmaları gerekir.

Bir ömrün büyük kısmını topluma ve ülkeye hizmetle geçirmiş insanların, yaşlandıkları ve bakıma muhtaç oldukları dönemde ömürlerinin sonuna kadar insan onuruna yakışır bir şekilde bakım talep etme hakları vardır.

Ailelerinden ve çocuklarından bu hizmeti çeşitli nedenlerle alamayanlara bu hizmet imkânlar ölçüsünde Devletimiz tarafından verilmektedir.

Devleti halka hizmet etme aracı olarak g
ören hükümetler, bir sınıf ve kesimin değil, bütün vatandaşlarımızın refah ve mutluluğunu sağlayacak sosyal politikalar yürütmeyi, bu bağlamda yoksullar, bakıma muhtaç yaşlılar, çocuklar ve işsizler için özel programlar oluşturmayı, zor durumdaki vatandaşlarımıza, terkedilmiş ve kimsesizlik duygusu yaşatmamayı hedeflemelidir.

Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğümüz, insanımızın değer yargıları arasında var olan yaşlıya sevgi, dayanışma ve saygı yaklaşımını, değişen toplum yapısı içinde ve bilimin ışığında profesyonelce hizmet alanlarına taşıyarak yaşlı vatandaşlarımıza götürülecek hizmetlerin kalitesini ve çeşitliliğini artırmaya yönelik çalışmaları sürdürmelidir. Devletimizin sağladığı imkânlar ve sunduğu hizmetlerin her geçen gün daha mükemmel hale getirilmesini sağlamak öncelikli hedefi olmalıdır.

Ancak devletimizin çalışmaları yaşlılarımızın sorunlarının çözümü ve toplumda hak ettikleri yeri almaları konusunda tek başına yeterli değildir..

Toplumda bu bilincin yerleşmesi, bugüne kadar olduğu gibi gönüllü kuruluşlarımızın ve yurttaşlarımızın katkıları ile yaşlılarımıza daha iyi yaşama koşullarını sağlayabiliriz. Yaşlılarımıza ve onların sorunlarına sahip çıkmak insanlık ve yurttaşlık görevimizdir.


"Bizleri bugünlere ve geleceğe hazırlayan yaşlılarımız için hayatı kolaylaştırmak ve kimseye muhtaç olmadan yaşamalarını sağlamak devletimizin öncelikli görevleri arasındadır."

Unutmayın ki
bir gün herkes yaşlanacaktır.

Büyük Atatürk ne demiştir "Bir milletin yaşlı vatandaşlarına ve emeklilerine karşı tutumu; o milletin yaşama kudretinin en önemli kıstasıdır.

Geçmişte çok güçlüyken, tüm gücüyle çalışmış olanlara karşı minnet hissi duymayan bir milletin, geleceğe güvenle bakmağa hakkı yoktur."



Buraya kadar sabırla okuduğunuz için çok teşekkür eder,

Herkese sonsuz Sevgi Saygılarımla.





Arkadaslar Ürettiklerinizi paylaşmaz iseniz ne anlamı var.


Sanal ortamda olsa sizi bilen, yaptıklarınız ile ilgilenen ve paylaşanlarınız var.


Ve sizi eleştirebiliyorlar.

Ama olumlu yorumlarıylede sizi destekliyorlar.

Bunları bilmek insanda üretken olma duygusunu daha da pekiştiriyor.

Yazılarımı sevdiklerimle ve okuyanlarım ile paylaşmayı seviyorum. http://resulsarica.blogcu.com Tıklayın. Yazılarıma ulaşın. OLUMLU - OLUMSUZ ELEŞTİRİ VE YORUMLARINIZI BEKLİYORUM.


Thank You visiting this site!..

RESUL SARICA




Blog Arşivi