Kapitalizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kapitalizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mart 2008 Cuma






KAPİTALİST SİSTEM SONUNU GETİRİYOR


Amerika’da bir deyim vardır:

“Hayat eğlencedir” diye…
Hayatı bir eğlence, oyalama, avunma, nefsi ve hevesatı için yaşama olarak görüyor.

Bu bir hayat felsefesi onlarda. Amerika’da tişörtlerinin üzerinde bu ve benzerî yazıları çok yaygın görürsünüz.

Bu hayat felsefesine sahip olan insanların en büyük gâyesi haftada beş gün çok yoğun çalışmaktır.

Hafta sonları onların eğlence akşamlarıdır.
Bu onların hayal felsefesidir.
Her türlü sapkınlığı deniyorlar. Bir çok eyalette eşcinselliği normal âile kabul etme şeklinde yasal düzenleme var.

Bunlar insanlara tatmin vermiyor.
Neticede başka arayışlar var.
Bunun içindir ki, ABD’de bu boşluğu doldurma propagandasıyla Budizm çok yaygın.

Benim Risale-i Nur’dan anladığım kadarıyla biz Bediüzzaman’ın komünizmle uyarısını çok iyi anlamışız.

Komünizme karşı Nur talebelerinde ve Müslümanlarda çok iyi bir reaksiyon oluşmuş. Ama aynı şey kapitalizm felsefesine karşı oluşmamış.

Bediüzzaman,
“medeniyeti sefîhe” diye bahseder ve birçok yerde buna vurgu yapar.
Ama ona rağmen bu husus nedense çok iyi anlaşılmamış.
Anlaşılmadığı için de insanlar o sefahet bataklığına çok kolay bir şekilde aldanıp girebiliyorlar.

Halbuki, sefahat de komünizm kadar insanlar için tehlikelidir.

Amerikan rüyâsı, büyük araba, büyük ev ve her şeyin büyüğüdür.
Amerika’da küçük bardaklarla kimse çay içmez. Bardaklar bir sürahi kadardır.

Bundandır ki, Amerikalılar her şeyin en büyüğünü severler. Yani, hayatı bir harcama ve tüketme olarak anlarlar. Bu da onlara kapitalist ideolojiden gelmiştir.

KAPİTALİST SİSTEM SONUNU GETİRİYOR

Toplumu tahrip eden mânevî erozyona, kötü alışkanlıklara karşı Amerikalılar hangi tedbirlere başvuruyor? Çareyi nerede arıyorlar?

İnsan fıtraten huzuru ve saadeti arar.
Risale-i Nur’dan anladığım kadarıyla, kapitalist sistem mâneviyatı dikkate almazsa, kendi sonunu getirmiş olacak.

Çünkü, insan fıtratını tatmin etmediği için, sadece nefse hitap eden “medeniyeti sefîhe” sonuçta yıkılmaya mahkûm kalacaktır.

Buna “kapitalizmin mutluluk krizi” de diyebilirsiniz, “global kapitalizmin krizi” de diyebilirsiniz.

Burada bir insan var, insanın bir fıtratı, arzusu var, siz o insanı maddiyatla, nefisle tatmine çalışıyor ve gelişmiş ülkelerde göründüğü kadarıyla o insanı mutlu yapamıyor. Yapamadığı için de sistem çökmeye mahkûmdur.

Zira, fıtrata aykırı her şey sonuçta yıkılmaya mahkûmdur. Komünizm fıtrata aykırıydı, yıkıldı. Kapitalizmin de kendini ıslâh edip maneviyatı içine almazsa, sâdece sekülarizm üzerine giderse o da yıkılmaya mahkûm kalacaktır.

Amerikan halkı bilmediği için körün, kaybettiği bir şeyi aramasına benziyor.

Kaybetmişler, ama neyi kaybettiklerinin farkında değiller.

Dolayısıyla arıyorlar: ellerinde tuttukları şeyleri “hakikat” zannedip misk-û amber gibi yüzlerine gözlerine sürüyorlar.

Amerika’da bir mâneviyat arayışı var, karşılarına Budizm çıkıyor, buna sarılıyor.

Budizm aslında kendi içinde çelişkileri olan bir inanç sistemi.

Ama Budizm Amerika’da çok yaygın.

Budistler geliyorlar insanları amûda kaldırıyorlar, yoga yaptırıyorlar; insanları mutlu ettiklerini söylüyorlar.

Hatta Amerika’daki bir eyâlette belediye başkanı yaklaşık beş bin tane Budisti Amerika’ya getirtti.

Sebebini de, “O Budistler topluma yardım edecekler, toplumdaki insanların uyuşturucu kullanımını azaltacaklar, insanlar suç işlemeyecekler” diye bir beklentileri var.

Dolayısıyla bir arayış içerisindeler.

Kısacası, liberal kapitalist sistemde yıkım var.

Kapitalizmin “en iyi sistem” olduğu artık bir yalan…

Ve bunun içindir ki, İslâm’ı tanıtan ve öğreten hizmetler çok büyük önem kazanıyor…

MUTLULUK İLÂÇLARIYLA BEYNİ MANİPÜLE ETMEYE ÇALIŞIYORLAR

Bu en güzel bir şekilde Matrix filminde gösterilmiştir.

Amerikalıların yaptığı bu film aslında Amerikan sistemini en iyi anlatan filmlerden bir tanesi.

Kapitalist sistem aslında bir Matrix’tir.

Kapitalist sistem size bir dünya meydana getiriyor.

Yapmacık bir dünya. Ama o yapmacık dünyayı “hakikat” gibi algılıyorsunuz.

Sizi bir rüyâ içerisine koyuyor; rüyâyı hakikat algılıyorsunuz.

Orada oyunculardan birisi diğerine, “Sen derin bir uykudayken rüyâ gördüğünde o gördüğün rüyâyı hakikat olarak hatırlarsanız, o rüyânın rüyâ olduğunu bilmenin imkânı var mıdır?” diye soruyor.

Rüyadasın, rüyâ görüyorsun ve rüyâda hakikat diye biliyor…

O'nun rüyâ olduğunu bilme imkânın yok.

Tek yolu dışarıdan biri bir şekilde seni uyandırdığında hakikate uyandığın zaman hakikatı ifâde edecektir.

Kapitalizm de böyle bir rüyâdır.

Kapitalizm rüyasının içerisinde, uyuyup o rüyâyı görenler hakikati göremezler, suçları yok. Çünkü, uykuya devam ediyorlar. Siz onları hakikate uyandırdığınız zaman size bin teşekkür ediyorlar.

Ama onları hakikate uyandırana kadar da onları suçlamaya hakkınız yok. Çünkü, birileri onları uyutmuş.

Dolayısıyla o arayış içerisinde her türlü yola başvuruyor.

Meselâ, kapitalist sistem ona mutluluk ilâçları sunmaya çalışıyor.

O ilâçlarla beynini manipüle edip oradan uzak kaldırtmaya çalışıyor.

Amerikalıların İslâm dünyasına karşı bir korku geliştirdiğini söylemiştiniz. Sizce bu korku neden kaynaklanıyor ve nasıl giderilebilir?

Bu tamamen bilgi eksikliğinden ya da yanlış bilgilere sahip olmaktan kaynaklanıyor.

Amerikalıların İslâm dünyası hakkında bildiği şeylerin büyük çoğunluğu yalan yanlış şeylerdir.

Bu da onları yanlış yönlere sevk etmektedir.

Fakat biz Müslümanlar olarak onlara doğru bilgiyi verebiliriz. Onların İslâmı ve Müslümanları doğru şekilde anlamak için ihtiyaç duyacakları gerçekleri bizler onlara anlatmalıyız. Böylece bu korku ortadan kalkacaktır. Bizlere diyalog yolunda büyük sorumluluklar düşmektedir.

Ancak biliyorsunuz Amerika güçlü bir ülke ve vatandaşlarının bu korkusunu politik bir malzeme olarak kullanıp, işgallerle çıkar sağlıyor. Böyle bir ortamda ne yapabiliriz?

Size şimdiki zamandan bahsetmiyorum. Ben size gelecekten bahsediyorum. Ben size ve herkese şunu söylemek istiyorum, asıl güçlü olan Müslümanlardır. Asıl güç imanlı olandadır. Amerikalıların asıl saldırdığı televizyonlarda medyada sansasyonel olarak şişirilen ve şiddetle bağdaştırılan sun’î İslâm imajıdır. İslâmı ve Müslümanları gerçekten bilmiyorlar. Halbuki Amerika’da çok Müslüman var. İşte onlar Amerikalılara İslâmın aslında ne olduğunu ve ne olmadığını yaşantılarıyla göstermeliler. Müslümanlar ellerindeki güç ve sorumlulukla bu kutsal görevi yapmalılar ve yapacaklarına inanıyorum. Ama bu komplike ve uzun süreli bir sorundur. Dolayısıyla çözülmesi için zaman ve çaba gerekiyor.

Risale-i Nur’un bu sürece etkisi sizce ne yönde olur?

Risale-i Nur bir Kur’ân tefsiri olarak Kur’ân’daki hakikatleri, Müslümanların özelliklerini ve İslâmın güzelliklerini insanlara anlatmada güzel bir yoldur.
Biz Müslümanlar olarak okumaya başlamalıyız. “İkrâ” emrini uygulamalıyız. İnancımızın bize neleri söylediğini öğrenmeliyiz. Bizler açık bir şekilde İslâmın ruhunu ve özünü anlamalıyız.

Ancak Kur’ân’ı bir bütün olarak anlamak gereklidir. Sadece tek bir âyeti ya da tek bir sûreyi alıp ona göre hareket etmekle Kur’ân’ı anlamış olmazsınız. Kur’ân bir bütündür. Bir tane âyeti alıp sonra bunu politik reaksiyonlarınıza dayanak edinmek doğru bir davranış değildir. Ne yazık ki bir çokları bunu yapmaktadır.
Yapmamız gereken Kur’ân’ı ve Peygamberimizin hayatını tam bir bütünlük içinde ele almak ve öylece yorumlamak olmalıdır.

Risale-i Nur’lar bunun için uygun kaynaklardır. Müslümanlar Kur’ân’ın bizden istediği hayatı yaşadıkları zaman Amerikalılar da televizyonlarda gördükleri Müslümanlarla karşılarındaki Müslümanlar arasındaki farkı göreceklerdir.
Ben bu farkı gördüm, görüyorum. Çok Müslüman tanıyorum ki; her biri birbirinden harika insanlar.

Amerika’da şimdiki eşimle tanıştığım zaman bana Müslüman olduğunu söyledi. Onu seviyordum. Bunun üzerine İslâm’ı araştırmaya başladı, Çünkü gerçekten İslâmiyet hakkında hiçbir şey bilmiyordu.

Klasik bir Amerikalıydı işte.
Ve eminim bütün Amerikalılar da İslâm’ı O'nun bildiği yönleriyle bilseler şu an O'nun bulunduğu durumda olurlardı.

Eşim bana Müslüman olduğunu söyleyince hemen internetten hem Turkiye hem de İslâm hakkında bilgiler aramaya başladım.

Hatta hiç unutmuyorum İslâm ile ilgili girdiği ilk web sitesinin ismi “Fatiha” idi. İlk araştırmaları sonunda İslâmiyetin çok güçlü bir iman ve maneviyat dini olduğunu gördü..

O ilk kiliseye gittiğinde 16 yaşındaydı
babasi onu zorla götürmüştü açıkçası. O gidişten sonra O'nu tekrar kiliseye götürmek için çok çok uzun zaman uğraştılar..

Ancak İslâmiyeti araştırmaya ve bir şeyler öğrenmeye başladığı zaman bu dinde büyük ve güçlü bir gerçeklik gizlendiğini sezdi ve “Bu dinde birşeyler var” dedi. Sonraları bir mescide gitmeye karar verdi.

Neredeydi bu mescid?

Tabiî ki Amerika’da..

Siz Amerika’yı bir görseniz. Burada olduğu kadar cami vardır orada. Hatta çoğu camilerimiz buradakilerden daha ihtişamlıdır.
Antik yapılar, olağanüstü mimariler ve devâsâ büyüklükteki camiler vardır ve bunlar çok sayıdadır.

İşte gittiği cami bunlardan biriydi.

Devâsâ bir camiydi. İlk defa bir camide bulunuyordu. Eşimle beraber oraya gittik. Çok korkuyordu açıkçası. Tedirgindi. Çünkü önceden duydukları kafasinda ürkütücü bir cami havası uyandırıyordu.

Ama içeri girdiğin de kafasindaki imaj birden silini verdi.
Oradaki insanlar onu güleryüzle ve hoş bir şekilde selamlıyorlardı ve hepsi de çok hoş insanlardı.

Nihayet caminin görevlisine durumu anlattım.

Üç dört kişiyle birlikte caminin kütüphane bölümüne geçtik. Esim Müslüman olmak istediğimi anlattı..

Bir süre İslâmiyet üzerine sohbet ettik. O sırada ezân okundu ve namaz kılmaları gerektiğini söylediler.

Cami görevlisi ona “Sen de bir Müslüman adayı olarak namaza katılabilirsin” dedi.

Ancak o namaz konusunda hiçbir şey bilmiyordu. o sandalyeye oturdu ve bizler ön tarafa geçip namaza durduk.

Namaz sonrası aynı görevli cemaati topladı ve “Şimdi hayırlı bir tören gerçekleşecek. Bu kardeşimiz Müslüman olmaya karar vermiş ve şimdi şehadet getirecek” dedi.

heyecanlanmıştım.
ehadet ne demekti? Ne yapmam gerekiyordu bilmiyordum.

Zorlu bir tören olacağını düşünüp endişelenmeye başlamıştım. Nihayet yanıma geldiler ve görevli “Söyleyeceğim şeyi benimle beraber tekrar ediniz” dedi.

Ben de tekrar ettim.

Hepsi bir ağızdan “Aramıza hoşgeldin.
İslâmiyete hoşgeldin kardeşim” dediler.
Ben çok şaşırmıştım, tek yapabildiğim “Vav. Bu çok kolaymış” demek oldu.

Çünkü biliyordum ki iyi bir Hiristiyan olmak için bir çok kurslardan ve eğitimlerden geçmek, ağır imtihanlar vermek gerekiyordu.

Halbuki İslâm böyle değildi.

Bir cümle ile dâhil olabiliyorsun.
Tabiî ki Müslüman olmakla, imanlı olmak arasında çok fark var.
İkisi farklı şeyler. Üzerinizde Müslüman yazan bir etiket taşıyabilirsiniz.

Çünkü şehadet getirmişsinizdir. Fakat inancınız hakkında bir bilginiz yoktur. Maneviyatınız sıfırdır. Bu kategoride bir Müslüman olmaktan hep Allah’a sığındım. Ancak ne yazık ki böyle insanlar da yok değil.

Said Nursî de bu konuya çok önem vermiştir.
İnsanların kuvvetli bir imana ve inançları hakkında sağlam bilgilere sahip olmaları için çalışmıştır.

İmana kuvvet vermeye çalışmıştır.
Meselâ bir elmadan bahseder. Bu elmanın kendi kendiliğinden var olmayacağından, insanların da bunu yaratamayacağından bahseder.

Bu meyve bizim onu beğeneceğimiz tadı ve kokuyu nereden bilebilir? Nursî bize basit gibi görünen bir elma ile bize imanı anlatır.

O elmanın komplikeliğini gösterir ve var olmasının tesadüf olmayacağını bildirir ve bizi uyandırır.

Öyle ya!

Bir ağaç, elma yaratmayı nereden bilecek?
Biz Müslümanlar da Hıristiyanlar da bütün insanlar da bu tür şeylerin farkına varmalıyız.

Soluduğumuz havanın bile farkında olmuyoruz bazen. Yer çekimi, güneş, hava, her şey Allah’ın mucizesini gösteriyor, ama bize normal şeylermiş gibi geliyor.

Artık ciddî bir şekilde insanlar bu basit gibi görünen şeylerin altında yatan gerçekleri sorgulamalılar. Selam ve Dua ile

6 Mart 2008 Perşembe




AMERICAN RUYASI BITIYOR.!

Uzun yllar Amerika’da bulunuyorum. Bu Ulkede Gittigimiz gezdigimiz gordugumuz yerler bize bir kultur kazandirdi bunlari insanlara faydali olmasi acisindan dusuncelerimi yazmaya karar verdim.

Amerika’yı, Amerikan toplumunu, Amerika’daki mânevî arayışları ve İslâmî hizmetleri arastirdim.

Once İslâm medeniyetine karşı Amerika aynasında Batı medeniyetinin yorumunu yazmak istiyorum…

Bana gore kapitalist American Ruyasi fiyaskoyla sonuclanmistir.

Cunku ben buna “kapitalist mutluluk krizi” ya da “global kapitalist kriz” diyorum.
Ve bunalımdaki Amerika’nın bütün Batı gibi ciddî bir mâneviyat arayışı içinde olduğunu belirtmek istiyorum… 11 EYLÜL ÖNCESİ ABD “HÜR DÜNYA” İDİ…

SORU: RESUL bey Ne kadar süredir Amerika’dasınız? Amerikan toplumunun yapısını anlatır mısınız?

Amerika’da yaklaşık 1996 senesinden beri bulunuyorum. Amerika’ya geldigim günden beri Amerikan halkının teknolojideki, ilimdeki gelişmelerini tâkip ediyorum. ABD’de bulunduğumuz ilk aylarda Türk insanı ile Amerikan halkı arasındaki farkları izlemeye çalışıyorum.

“Amerika nedir?

Türk insanını hem maddî, hem de hürriyetler yönünden geride bırakan unsurlar nelerdir?” diye düşünüyordum.

11 Eylül saldırıları olmadan once America da oldugum icin biliyorum O’zamanlar hürriyet çok daha kâmil mânâda yaşanıyordu.

1996 Ekim ayindan sonra ABD’ye gidince orayı “hür dünya” görmüştük, öyle algılamıştık…

Önce ABD halkını analiz eden kitaplar okumaya başladım. Şunu anladık ki, Amerika toplumunu teknolojide, ilimde önde götüren, onların hürriyet zemini üzerine inşa ettikleri hızlı tren lokomotifi dışarıdan getirdikleri yakıtlarla, beyinlerle işlettiriliyor.

AMERİKA’YA ENERJİYİ DIŞARIDAN GELEN BEYİNLER VERİYOR..!

Ülkeler arasındaki yarışı bir hızlı tren yarışına benzetirseniz o hızlı tren yarışında Amerika şu anda tartışmasız önde gidiyor.

Amerika’yı önde götüren raylardan biri de hürriyet zemininin olmasıydı. İkincisi de Amerika’ya asıl enerji veren, ona yakıt olan dışarıdan gelen beyinler idi.
Amerika’ya petrol dışarıdan geldiği gibi beyinler de dışarıdan geliyor.

Bir de Amerika’da üniversiteler, araştırma merkezleri çok önemli bir lokomotif fonksiyonunu görüyor.

Ayrıca, Amerika’da sanayide fevkalâde işbirlikleri var.

Üniversiteler hükûmetlerle çok iyi işbirlikleri içinde… Araştırma merkezleri yaygındır.

Bunları gözlemledikçe şu tesbite vardım:

Amerika’yı Amerika yapan teknolojiye verdikleri önem, hür zemin içerisinde fıtratların, kabiliyetlerin yeşermesine bir noktada fırsat tanımaktır.

Yapılan araştırmalara göre ABD’de de refah seviyesi 1960’dan sonra üç kat arttığını gösteriyor.

Topluma baktığımız zaman bir taraftan gelişmiş bir toplum, öte yandan içine girildiği zaman problemleri de görüyorsunuz.

İşin iki cephesi var.

Birisi pozitif, diğeri negatif. Hangisini görmek istediğinize bağlı…

İki yönüyle de Amerika’yı anlatmak lâzım, yoksa eksik kalır. Çok pozitif bakarsanız çok harika şeyler görürsünüz.

Çok negatif bakarsanız ‘Batıyor’ gibi görebilirsiniz. Kısacası, Amerika’ya doğru mânâda yansıtmak için iki yönlü de bakmak lâzım.

Amerika’da bu süre içinde hem insanlarla olan diyaloğumuz arttı, hem de aynı zamanda kitaplardan Amerika’yı öğrenme imkânımız oldu.

Tarihini öğrendiğimiz çok ilginç şeyler öğrendik. 1960’lı yıllara kadar köle muamelesi gören insanlarla diyaloğumuz oldu.

Onların ruh hâletlerini anlamaya çalıştık. Ama şunu gördük ki, Amerika dışarıdan görüldüğü gibi dört dörtlük değildi.

1960’lara kadar kendi içlerinde çok büyük problemleri vardı.

Zenci-beyaz çatışmasında büyük mücadeleler yaşandı. Zencilere çok büyük eziyetler yapıldı.

Amerikalıların 18. yüzyılda kıt’aya gelmelerinden sonra zenciler insanlık dışı muamelelere mâruz kalmışlar.

Şu anki nesil bile o şoktan hâlâ kurtulamamış. Dedesi veya babası köle olan insanların kısa sürede değişmesi pek kolay değildir. Bunlar sosyal problemleri beraberinde getirmiş.

Özellikle zenci kesimde çok yaygın bazı problemler var.

Zencilerde suç işleme ve uyuşturucu problemleri daha fazla.

Okuma oranı zencilerde çok daha fazla. Dolayısıyla bir süre sonra anladık ki, Amerika aslında bir yönüyle ilginç bir ülke.

Maddî refah açısından hayli gelişmiş bir ülke. Öte yandan sıkıntıları da olan bir ülke…

REFAH SEVİYESİ YÜKSEK, LÂKİN MUTSUZ…

Amerikan gençliği ne âlemde? Amerikan halkı mutlu mu?

Kapitalist iktisat teorisine göre, ne kadar çok çalışırsanız o kadar çok para kazanırsınız, ne kadar çok paranız varsa o kadar tüketirsiniz, ne kadar tüketirseniz de o kadar mutlu olursunuz.

America da Mutluluk formülü böyle.

Bunun için Amerikalılar bol bol para harcarlar. Tam bir tüketim toplumudur. “İsraf” diye bir kavram yoktur…

Bundandır ki her vesileyi bir kutlama, eğlence ve harcama bahanesi yapıyorlar. Eğlenmek, harcamak, Amerikan toplumunu vazgeçilmezi olmuş.

Ama baktık ki mutluluk formülü pek çalışmıyor.

İnsanlar çok para kazanıyor. 1960’tan itibaren üç kat zengin olmuşlar, bunun mânâsı demek ki insanlar 1960’ta tükettiklerinin en az üç katı kadar daha fazla tüketebiliyorlar. Bir de o malların fiyatlarının ve kalitelerinin arttığını düşünürseniz, insanların 1960’la kıyaslandığı zaman, 40-45 sene içerisinde refah seviyesinde 3-4 kat artış olmuş.

Ancak bunun sözde onların huzuruna yansıması lâzımken, yansımamış…

Eğer, kapitalist ideolojinin sunmuş olduğu mutluluk formülü çalışıyorsa insanları çok huzurlu görmeniz lâzım. Ama topluma baktığımızda uyuşturucu kullanımı çok artmış.

Başkan Bush bile uyuşturucu kullanmış, bunu kendisi itîraf etti. Uyuşturucu kullanımı ortaokula kadar girmiş durumda. Bütün barlarında çok kolay bir şekilde uyuşturucuya ulaşılabiliyor.

Öte yandan bunalımlar çok yüksek seviyede. İstatistiklere göre, bunalımlar 1960 yılından bu tarafa yaklaşık 10 kat artmış. İnsanlar çok mutluysalar niye bunalıma girsinler ki? Para mutluluk getiriyorsa niye bunalsınlar ki?

Amerika’daki en büyük temel problemlerden birisi bu bunalımların artmasıdır. Gençlerde intiharlar beş kat artmıştır.

İnsanlar lezzetini nereden alabilir diye düşünüyor. Lezzet arayışları onları sapkın hareketlere itmiş… Kapitalist sistem mutluluk için bir yöntem önerir. Ama kapitalist sisteminin göstermiş olduğu yoldan giden insanların o lezzeti bulamadıkları görülür.

KAPİTALİZMİN MUTLULUK REÇETESİ: SAPKINLIK

Eskiden İtalya’da köylüler tarlalarına giderken eşeklerinin başının yarım metre ötesine çubuk bağlarlarmış.

O çubuğun ucuna ot takarlarmış. Dolayısıyla eşek o ota ulaşabilmek için adım atarmış. Hızlana hızlana bu şekilde hedeflerine çok çabuk ulaşırlarmış.

Şimdi kapitalizmin mutluluk vaadi de eşeğe yapılan vaatten başka bir şey değil.

“Bunu da, şunu da alırsam mutlu olacağım” diyor. Ama o mutluluğa hiçbir zaman ulaşamıyor. İnsanlar hayal kırıklığına uğruyor. Sonra intihara kadar gidebiliyor.

( Devami bir sonraki yazida )

5 Mart 2008 Çarşamba

YAZI YAZMAK





Yazmak, insanlarin tasalarini paylasima acmasidir...

Tasamiz ne kadar buyuk ve O'nun cercevesi ne kadar genisse, yazdigimiz yazinin ilgi alani da o kadar genistir..

Her yazi,

yazarinin ufkunun ipuclarini gizler ve yazarin gercek dunyasinin sinirlarini gosterir bize..!

Yazi'nin soz gibi sorumluluk getirdigine de inanmak durumundayiz..

Nasil'ki soylediklerimizden sorumlu isek, ayni derecede, belkid daha fazla, yadiklarimizdan sorumluyuz..

Yani yazi'nin gozardi edilemez bir gucu var, bu dogru ama kucumsenemez bir sorumlulugu ve yukumlulugu de var...

Dolayisiyle, soz gibi yazi'da ya lehimize ya aleyhimize kullanilabilir...

BASARILI OLMAK ICIN

Başarılı olmak için

Müslümansanız inancınızın gereğini yerine getirmek mecburiyetindesiniz. Attığınız her adımda başarılı olmak Müslüman olmanızın gereğidir. Başarıyı getiren sebep ihlâstır. İhlâslı davranıyorsanız kaybediyor gözükseniz bile, aslında siz kazanıyorsunuzdur.

Bunu önemseyin.

Hep kaybedenler var. Samimiyet sınavında kaybedenler var. Bakın onlara, böyleleri kesinlikle karikatür Müslümanlardır. Bunların gerçeği görmelerine, hidayete ulaşmalarına yardımcı olacağız. Allah’tan böyleleri için faziletli olmaları için duâda bulunacağız.

Başarılı olmak için sadece çalışmak yetmiyor; dediğim gibi ihlâslı olmak, kulluk şuuruna varmak için helâl rızık ile beslenmeye de ihtiyaç var. Başarılı olmak için bâzı önerilerim var.

Diyorum ki:

1- Plânlı ve programlı bir hayatınız olsun. Amacımızın ne olduğunu bilelim. Nereden geldik, niçin geldik, nereye doğru gidiyoruz, nasıl gidiyoruz? Bu soruların cevabını hep verelim; dâima da aklımızda bulunduralım.

Ruhi yapımız ne âlemde. Onun muhtaç olduğu gıdayı kesintisiz verebiliyor muyuz?
Kesinlikle ailenize, akrabanıza, komşularınıza ve arkadaşlarınıza zaman ayırın.

Aile efradınızla birlikte geçireceğiniz zamanı çok iyi plânlayın.
İşinizden bir adım daha fazla kendiniz için (kendiniz üzerinde) çalışmaya zaman ayırın.

Kafanızı iyi şeylerle doldurun. Kitap okuyun. Müzik dinleyin. Sosyal münasebet kurun. 3 aylık, 6 aylık, 1 yıllık hedefleriniz olsun.

Belirlediğiniz bu hedefler sonunda mutlaka durum muhakemesi yapın. Gerekirse yeni kararlar verin. Uygulanmayacak kararlar almayın...


2- Kim ve neci olursanız olun kesinlikle bir sorumluluk sahibisiniz. Sorumluluğunuzu bilmemezlikten gelmeyin... Dürüst olursanız böyle bir probleminiz olmaz.

3- Söz anlatılabilir olun. Dinlenmeye ve eğitilmeye hazır olanlar doğru ve yeni fikirleri kabullenmeye dâima müsait olurlar. Özgüveniniz olmalı. Yani kendinize güvenmeniz lâzım. Özgüveni olanlar doğruları kabullenmeye daima açıktırlar. Bu da kişileri başarılı kılar.

4- Zamanın ve yerin en doğru olanını kullanın. Nerede bulunmanız veya bulunmamanız, hangi zamanda bulunmanız veya bulunmamanız gerekli, bunu iyi tespit edin. Doğru zamanda doğru yerde olanlar başarılı olurlar. Sosyal ilişkilerini iyi belirlerler. Neticesinde de yüzleri güleç, gönülleri huzurlu olur.

5- Dâima olduğunuz gibi görünün; göründüğünüz gibi de olun. Asla rol yapmayın. Kelimelerinizi dikkatli seçin. Argo kelime kullanmayın. Düşündüklerinizi ve inandıklarınızı konuşun... Kesinlikle küfür etmeyin. Kimseyi kötülümeyin. Kötülerseniz aleyhte olduklarınızın değil, kendi değerinizi düşürmüş olursunuz...

6- Dinlemeyi öğrenin, öğrenmek yetmez, mutlaka başarın. Bu, olaylarda başarılı ve dikkatli olmanızı sağlar...

7- İhtiyaç sahiplerine mutlaka yardım edin. Yardımlarınız maddî–manevî olsun. İnsanların bedenî ihtiyaçlarını giderirken ruhî ihtiyaçlarını gidermeyi ihmal etmeyin. Moral ihtiyacı olana moral vermeniz, herkese gıyabında duâ etmeniz inanmış olmanızın gereğidir. Aynı zamanda bu sizi de, karşınızdakini de yaşam itibâriyle zenginleştirir.

8- Bencillik yapmayın. Bencillik enerjinizi tüketir. Etrafınıza destek olun. Olumlu davranın. Güvenli olun. İnsanlara itimat telkin edin.

9- Yardım istemekten asla çekinmeyin. Neyiniz eksik, neye ihtiyacınız varsa güven duyduğunuz insanlara bunu açın, isteyin. Para, iş, fikir, güven, sadakat, özveri... Bunlar gerek duyulduğunda istenmelidir. İş rehberliğine ihtiyacınız olduğunda yardım isteyin.

10- İnsanların iltifata ihtiyacı vardır. Bunda başarıya götüren bir yol vardır; herkese iltifat edin. Teşekkür edin. Teşekkür insanların dikkatini çeker. Bu nezaketi dâima gösterin...

11- Hiçbir şeyi oluruna bırakmayın. Çünkü oluruna bırakılan şeyler, yok olur. Onun için payınıza düşeni mutlaka yerine getirin.

Çünkü, siz Müslümansanız. Müslümanca yaşamanız gerekmektedir. Görevinizi ihmal edemezsiniz. Zaten etmezsiniz de...

Blog Arşivi